15.06.2013

neden?

Öyle anlar geliyor bazen her şeyden kaçmak uzaklaşmak istiyorsun, arkana bakmamak, bir kez olsun geride kalanları düşünmeden, herşeyi görmezden gelip rüzgarın estiği yöne doğru koşmak, senin için rutin hale gelmiş herşeyden tüm zorunluluklardan, omuz ağrıtan sorumluluklardan kaçmak. Öyle anlar geliyor ki bazen yalnız kalmak, rahat bırakılmak, hiçbir şey yapmamak istiyorsun sadece. Ama hayat göz kapaklarının arkasında akıp giderken hiç de durup beklemiyor senin soluklanmanı zorla ayırıyor adeta birbirine hasret kalmışçasına kapanmak isteyen göz kapaklarını birbirlerinden. İşte o bazen evrendeki herkesten kaçmak istiyorsun, bazende sarılıp sebepsizce ağlamak babana. Bu ruh hali bu geçmeyen baş ağrıları bunlar çok neyin cezası bu anlamsız anlamsızlıklar kurallar insanların senden bağımsız oluşturduğu düzen, etiketler arasında, içi boş değerler arasında kaybedilmiş kimlikler. Bu siyahlık neden bu sis neden aklından göğüs kafesine yayılan? Tek çare uyumakmış gibi hissetmek neden?

23.04.2013

Hayatımın iplerini elime almaktı tek derdim.
Olmadı.
Artık sadece zaman diyorum geleceği düşününce, sadece bekleyiş, sadece akıntıya bırakabilmek kendini..
Kadere inanıyorum artık.
Herşey olacağına varıyor, çabalıyorsun, cebelleşiyorsun, uğraşıp didiniyorsun, hayat denien bu karmakarışık yapı yine kendi içinde bir yöne doğru oluşumunu sürdürüyor.
Ama olurken kişiye binbir tecrübe, binbir yaşanmışlık ve binbir varoluş acısı hediye ediyor.
Ne garip..ama ne kadar yalın.

4.04.2013

Biliyor musun?

Çünkü beni bilmiyorsun, tanımıyorsun. Hangi müzikleri sevdiğimi, hangileri dinlerken aklımdan nelerin geçtiğini, neden bir anda kahkahayı basarken hemen ardından gözlerimin dolduğunu, neden yüzümün asıldığını, üzüldüğümde ne yaptığımı bilmiyorsun. Hayır, üzüldüğümden değil, üzüldüğümde hiç yanımda olmadığından. Çünkü sen beni hiç tanımıyorsun. Gün boyu dalıp gidip kafamda ne tür hastalıklı düşüncelerin geçtiğinden haberin yok. Biryerlerde yürürken, mendil satma çabası içinde soluk gözlerle yüzüme bakan insanlar,çocuklar gördüğümde kendimi ne kadar berbat hissettiğimi bilmiyorsun. Yürüyemeyen bir insan gördüğümde yanından yürüyerek geçerken ne kadar utandığımı, bacaklarımdan ne kadar nefret ettiğimi bilmiyorsun. İnsanların kurduğu bu 'kusurlu' saçma düzenden ne kadar nefret ettiğimi, içten içe ne kadar sorguladığımı bilmiyorsun. Bilmiyorsun ne kadar nefret ettiğimi; yaşayabilmek için param olması gerektiği fikrinden, her sabah neden okula gittiğimden, bir türlü ileride mutlu olabilmem için neden o soruları çözebilmeme gerek olduğunu kendime açıklayamadığımdan. Her sabah gözlerimi açtığımda yorganımı bırakıp yorgunluğuma sarıldığımı, nasılsın sorusuna iyiyim derken neden iyi olmadığımı kendim de bilmediğimden o sırada içimde oluşan kaçıp gitme isteğini bilmiyorsun. Tabiki kızmıyorum. Bilmiyorsun, bilmeyebilirsin, bilmek zorundada değilsin. Sadece ben, senin bildiğin ben değilim.

28.03.2013

-

Okuduğun bir kitabın gittikçe uzadığını düşün. Sonunu bulamayacak durumdasın, sıkıldın ve artık tamamen ne olacağını görmeye odaklandın. Sayfaları atlamak istiyorsun. Çünkü ortalardaki her şeyin tamamen gereksiz saçmalıklardan ibaret olduğunu düşünüyorsun. Sonu gelmiyor. Her harf biraz daha uzuyor, her cümle biraz daha anlamsız gelmeye başlıyor. Bıktın mı yeterince. Muhtemelen büyük umutların vardı başlarken. En başında, ya birinden duymuştun ne kadar iyi olduğunu ya da bir yerlerde görmüştün ne kadar iyi olabileceğini. Beklediğin gibi çıkmadı, bıraktın. Bir filmi izlemeye başlıyorsun sonra. Konu cazip gelmişti başta ama film sıkıyor. Başrol oyuncusu insanı irrite ediyor. Atlamak istiyorsun ama bir şeyler kaçırabileceğin düşüncesindesin. Bekliyorsun. Monotonluk yerleşiyor bir şekilde. Kapatıp uyumak istiyorsun. 2 saatini boşa mı harcadın yani. Böyle hissetmemek için sonuna kadar izlemeye kararlısın ama konu hiç sarmıyor, aktörler cazip gelmiyor. Beklediğin gibi çıkmadı, bıraktın. Sonunu görmek bile istemiyorsun yani. Çünkü sıkıyor, bir nevi canını yakıyor, bırakıyorsun, etrafında istemiyorsun. Sonra biriyle tanışıyorsun. Tanımamışlığın verdiği o heyecanla ne kadar da cazip geliyor. En başından beri her şeyin artık daha iyi olacağına inanıyorsun. Onsuz olma düşüncesi anlamsız geliyor. Ama zamanla bir şeyler değişiyor. Gördükçe daha çok seviyorsun aslında. Tanıdıkça daha da çok bağlanıyorsun. Bağlandıkça bir şeyler bekliyorsun. Beklentiler hep can yakıyor. Sevmeyi bırakamıyorsun. Yanında olmamayı da beceremiyorsun. Her defasında biraz daha fazla canın acıyor. Artık sana iyi gelmiyor. Yani sıkılmıyorsun, bıkmıyorsun ama üzülüyorsun. Garip bir duygu ya bu, sevdiğine inanıyorsun. Hastalıklı bir şey. Sana göre değil. Eğer sıkılsaydın, kendiliğinden bırakacaktın, şimdi aynı şeyleri defalarca yaşıyorsun. Sadece onunla olmak için mutsuzluğu tercih ediyorsun. Böyle hissetmeye alışmak var sonunda. Aldırmıyorsun. Böyle bir sevgiden asla sağ çıkamıyorsun. Ya onun yanında olup ölüyorsun ya da ona yakın olmayıp daha kısa sürede ölmeyi umuyorsun. Ama eğer bunu bir daha yaşıyorsan, yani en azından yaşadığını hissediyorsan, asla ilk şıkkı seçmiyorsun. En azından hayal kırıklığına uğramamak için. Uzak olmak kötü ama yakın olmayı da göze alamadığın için...

18.03.2013

Ben daha çok küçükken;

Küçüğüm..

İlkokul yılları.. Belkide daha ilkokula gitmiyorum bile..Oturduğumuz evin yakınlarında oynamak için can attığım iki salıncak, kaydırak, tahteravalli ve birde barfiks grubundan oluşan bir çocuk parkı var. Evimiz parkın tam karşısındaki sokağın sonlarına doğru...

Parka gidiyorum, üzerimde elbise var, beyaz elbise hemde (Elbisemle gurur duyuyorum çünkü kendi etrafımda hızla döndüğümde havalanan etekleri balerin kıyafeti gibi oluyor.) Elbisemi o kadar çok seviyorum ki birde yanında kırmızı çantam var sanki çevremdeki kimsenin bu kadar güzel elbisesi yok!

En sevdiğim şey salıncaklara binmek parkta. Şimdi bile sallanan birşeylere bakamayan benim, o zamanlarda da başım dönüyor salıncağa bindiğimde, midem bulanıyor..Ama hızlı, daha hızlı, çok hızlı sallanmaya bayılıyorum..

Yine salıncağa bineceğim, ama salıncaklar dolu. Her bir salıncağın başındaysa birkaç çocuk var binebilmek için sıra bekleyen. Nefret ederim beklemekten ki o zamanlar daha da nefret ediyorum. Hiç değişmemiş huyum. Eve gidip mavi renkli, atlaya atlaya ipince olmuş ipimi alıyorum, barfikslere kendim için salıncak kuruyorum. Çok gururluyum! çünkü diğer çocuklar amele gibi sıra beklerken ben kendi yaptığım salıncakta hızlı hızlı sallanıyorum. Hemen etrafıma birkaç çocuk geliyor, "Bizde binelim mi bizdeee?" diye yalvarıyorlar. Benimse mutluluktan gözüm hiçbirşeyi görmüyor. Daha da, daha da hızlanıyorum.. Ama tepe noktadayken çürük ip kopuyor. Dizimi parkı çevreleyen kaldırım taşlarına çarpıyorum.. Kıpkırmızı kan fışkırıyor dizimden. Beyaz elbisem kan içinde, arkamda mahallenin çocukları evin yolunu tutuyorum. Çocuklardan biri "Çok kanıyor" diye dizimin halini gösterene kadar ne acımı hissediyorum, ne ağlıyorum. Ne zaman elleriyle beni gösteriyorlar, o zaman feryadı basıyorum.

Bugün, geriye kapı açan annemin neye uğradığını şaşırmış hali, dizimdeki yarığa sürdüğü tendürdiyotun keskin kokusu, elbisenin leğende basıldığı suyun kıpkırmızı hali, birde annemin, "Çürük ipten saıncak yapmış, mahallenin tüm çocukları peşinde,kan içinde eve geldi" diye anlattığı anısı kaldı o günün.

Büyüdüm..

Şimdi görüyorum ki ne zaman sevinsem, ne zaman başkalarının imrenerek baktığı, gurur duyduğum, çok ama çok mutlu olduğum birşey yapsam, tam en tepe noktadayken kopuyor ipim. Kan revan içinde kalıyorum en sevdiğim elbisemin içinde. Parmaklar beni gösterene kadar acımı içime atıyorum, ne zaman ki birisi yarama dikkat çekecek olsa, işte o zaman kendimi hiç tutamıyorum....

27.12.2012

Sözüm kardeşçe

Her insan sosyal olmaz, yani kendi çapında gayette olamayabiliyor. ve ” asosyal asosyal. hehehe lo lo lo ” dediğimiz insanların, bizi konuşulmayacak kadar salak buldukları ihtimalini (ki hiç azımsanacak, yok sayılacak bir ihtimal değil bence) göz önünde bulunduralım. çünkü şahsen ben baya insandan resmen iğreniyorum, geri kalan kısmın büyük bölümünü de konuşulmayacak kadar hıyar buluyorum. sizin de çoğunuz benden iğreniyordur, beni hıyar buluyordur, haklıdır da kendinde.

Yani diyeceğim, çoğunuz çok boktan insanlarsınız. Ben de sizden biriyim.

23.12.2012

Mübarek christmas bayramımız kutlu olsun

2013 e 1 hafta kala.. diye yazıya başlarken aklıma geliyor resmen kanlı canlı 2013 yahu. 2013! şaka gibi ben 2000'lere çok alışmıştım, belkide hala oralarda biryerlerde sıkışıp kalmışımdır, kaybolmuşumdur. Özellikle 2002 mart- nisan aylarına iyi bakmak lazım tam oralarda olabilirim.Bazen insan nerelerde olduğunu, nereye kaybolduğunu bilemiyor ya o hesap işte. Bişey oluyor sen duruyorsun, hazmetmeye, anlamaya çalışıyorsun  fakat zaman geçiyor, e durup bekleyecek değil ya..Peki sen napıyorsun? anca umutsuz şarkılar dinle sen, kapat kendini dış dünyaya, yaşıyormuş gibi davran sen merak etme biz anlamıyormuş gibi yaparız.Sen günlerini geçir, sınavlara gir-çık, muhabbet edelim, dışarı çıkalım, cafeye gidelim, eğleniyormuş imajı yaratalım, sende arada bir iki cümle söyle, başından geçen üç beş hikaye anlat ama merak etme biz sana ne oldu neyin var diye sormayalım, anlatsanda dinlemeyelim, dinlesekte umursamayalım sahte cevaplar verip geçiştirelim. Sonra sen radyo dinle her farklı şarkıda kulağına aynı notaları sokalım, aynı melodileri döndürelim, nefret et şarkılardan da. Gözlerin dolsun, dal git uzaklara. Güneş doğsun sabah olsun, günler geçsin, aylar geçsin, bazen yağmur yağsın,sırılsıklam ol. Ama sen hep birşeyler beklemeye devam et. Uzun süre bekledikten sonra umutsuzluğa kapılıp hiç içine sinmeyen başka birşeye razı ol, işte tam o sırada uzun süredir beklediğin şey çıkagelsin ve sende mecburen onu haketmediği biryere koy. Ee tetristen ne farkı kaldı? Yeni insanlar tanı, tanış ama içindeki umutsuzluk hep orda dimi, biliyorum. İşte seninle yaşlanacak o orda. Sonuçta insan kendi başına gelenleri seçemez. Yıkılmak için dizilen domino taşları gibiyiz. Biri gelir sana çarpar, seni yıkar ama onu da başka biri yıkmıştır. Hatta tepeden soğukkanlı bir şekilde bakarsan zevk bile alabilirsin. Bu durumda seni başkalarına bağlayan şeyi görürsün. Yani herkes suçlu olduğuna göre hiçkimsenin suçlu olamayacağını anlarsın. Herkes birbirini yıkar, bu da bir döngü. Her ne olursa olsun unutursun, zamandır, siler geçer. Tabi unutmanın acısıda daha bir farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmaksa kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden söz ediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belkide neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum. Eveeeet.. şimdi bu belki sana göre güzel bir yazı sadece, belkide kötü, berbat, saçma, yada harikulade. Sana göre sadece bu belkide evet. Ama bana göre 2012'nin özetiydi. 2013'ün başlangıcında görüşmek üzere Saygılar, sevgiler.